8 Haziran 2008

Göksu Dinlencesi


Cumartesi Pazar demeden çalışınca artık bu hafta bir doğaya kaçış yapalım dedik. Yorgunluk hat safhada..Bu durumda yakın bir yer seçelim istedim. Biblo yine yerinde duramıyor. O da çok sıkılmış durumda. Kızcağız bizimle mesai yapıyor, yorgunluğumuzu paylaşıyor. Haklı tabi.

Hacıllı Köyü'ne yine Ballıkayalar-Demirci Köyü üzerinden gidiyoruz. Hacıllı köyünden aşağı inerek biraz da zorlu bir yolu aşarak dere kenarına hemen seriliyoruz. Bu sefer öyle uzun yürüyüşler yok. Yorlunluğumu atmak mümkün değil.. Hemen matımı dere kenarında çınar ağacının gölgesine seriyorum.

Bu arada Biblo çevrede geziniyor ama temkinli.. Uzaklaşmıyor. Sadece arada sırada gözden kayboluyor ama hemen geri dönüyor. Çimenlerde yuvarlanmalar, ot yeme keyiflerini yapıyor bu arada. Ben Atlas'ın Haziran sayısını okurken püfür püfür esen rüzgar ve derenin seside ruhumu dinlendiriyor.

Kısa bir yürüyüş yaptığımız Göksu deresini de karelemeyi unutmuyoruz. Sessiz, sakin ve sıcak ama esintili bir Göksu yine karşımızda...



20 Mayıs 2008

İlkbaharda Menekşe Yaylası


Menekşe yaylası her mevsim farklı güzellikler sunan, İstanbul'a yakın yaylalardan. Farklı manzara ve güzellikler sunan Menekşe yaylasını her mevsim ziyaret ettim. Mayıs aylarında ise adını aldığı menekşelerle kaplı. Ne daha öncesi nede daha sonraki zamanlarda yaylayı bu halde bulamazsınız. Çevre dağlardan gelen sular altında kalan yaylada bu aylarda sular henüz çekilmiştir. Menekşe ve çeşitli yayla çiçekleri yaylanın yeşil çimenleriyle renk yarışı içindedir. Yaylanın belli bölgelerinde beyaz, mor renkleri ile menekşe doğal tarlalarını görmek mümkün.

Yaylanın Elmalı köyü ve çevresindeki mahalleler için önemi büyük. Kış haricinden küçük ve büyük baş hayvanlarını otlatan köylüler, yaylanın sulak bölgelerinde büyüyen otları biçerek kışa hazırlık yaparlar. Kışın her yerin kaplı olduğu, yolların kapandığı bu bölgede hayvanların tek yiyeceği yazın Menekşe yaylasından biçilen ve kurutulan bu otlardır.

Yaylada karşılaştığımız Aşık Seyfi amca yayladan neden su kanal yaptıklarını böyle anlatıyor ve devam ediyor. Bize hoşgeldiniz diyor ama bir yandan da derdini anlatıyor. Son zamanlarda kalabalık gelen yürüyüş grupları (trekking) yaylanın ortasından gelişi güzel yürüyüp otlara zarar verdiğinden söz ediyor. Lakin aracımızı park ettiğimiz yerden geçen 30-40 kişilik bir kalabalık grubu da biz gördük. Aşık Seyfi amcanın dediğinde büyük haklılık payı var. Yayladaki yürüyüşümüzde yaklaşık 1-1.5 metrelik genişlikte bir alanın otların ezilerek açıldığını görüyoruz. Bu noktada rehberlerin belirli bir patika belirleyerek, yaylanın ortasındaki uzun otlaktan değilde, daha kenardan yürünmesi gerektiğini belirtmeleri gerekiyor. Başka bir noktada doğa sever! şehirli yürüyüş gruplarının özellikle peçetelerini yerlere atmaları. Trekking grupları doğa sevdirmekten çok ticari amaç taşımaya başlayınca sevgili müşterilerini üzmemek amacıyla sanırım yürüyüş öncesi uyarılarını da azaltmışlar.

Bu ilk gördüğm şey değil. Trekking grupları doğa severleri barındırdığı gibi seyrekçe yürüyüşe gelen pek çok kişiyi de barındırıyor. Bu yüzden de doğa yürüyüşlerinde nelere dikkat edileceği konusunda çokda bilgi sahibi değiller. Örneğin meyveyi yedikten sonra kabuklarının doğaya atılmaması gerektiği konusunu halen anlamamış çok kişi var.

Menekşe yaylasına gideceksiniz uzun otların, her sene kışları zor geçen köylülerin hayvanları için yegane tek yemin olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu yüzden yaylanın içine doğru ilerlerken uzun otlak kısımlardan uzakta yürümek ve köylüler tarafından her sene tekrar tekrar el emeği ile yapılan toprak su kanallarına zarar vermemek gerekiyor.

Gelelim bu seneki İlkbahar'daki Menekşe yaylası ziyaretimize. Menekşe yaylası TEM-Bursa Yalova çıkışından sonra 38 KM uzaklıkta. Yaylaya Yuvacık barajından Aytepe'yi aşarak erişiliyor.

GPS Kaydımız ve Haritamız:


Menekşe yaylası hem gidiş yolu hemde yaylanın yapısı iyi bir enfes bir yürüyüş parkuru sunar. O bölgede yaylaların arasında Menekşe yaylasının yeri ayrıdır. Çevresinde bulunan Elmalı köyü ve mahalleri ise görülmeye değer. Özellikle Köyün yerleşimi, sakinlerinin misafirperverliği hiç esirgememişlerdir. Motosikletle gittiğim sıcak yaz günlerinde evlerine davet edip soğuk ayran ikramlarını ise hiç unutmam.

Menekşe yaylası bu bölgedeki İnönü ve Ercuva yaylasına göre rakım olarak daha aşağıda kalır ve daha sulaktır. Yaylanın ortasından bu mevsimde daha cılız akan dere ise ortama ayrı bir tad katar. Eğer Nisan ayında yaylaya gelirseniz yaylanın ilk girişinden itibaren arazinin tamamen ot altının sulak olduğunu fark edersiniz. Karların erimesi ile yaylada yürüyüş zorlaşır ve ıslak bir yürüyüş sizi bekler. Mayıs ayında ise bu sulaklık ortadan kaybolmuştur. Derenin suyu ise iyice azalmıştır. Dere görünce dayanamam kurbağa dışında yengeç, balık, semender varmı diye aranırım. Neyseki ayaklarımı soktuğum yerde bu sefer bir tane semender görmeyi başardım. Köylüler burada onlara timsah diyor.


Yaylaya adını veren Menekşeler için her tarafı kaplamış halde. Aracımızı yaylanın ortasında denk gelen yolda bakıyoruz. Yaylanın tam başlangıçında durmadığımızdan önce yaylanın başına doğru yürüyüyoruz. Biblo son derece mutlu. Bir o yana bir bu yanan koşturuyor. Arada bir duruyor otları seçerek mideye indiriyor.

Yaylanın başından bir kare:




Yayla çiçeklerle kaplı. Yaylaya adını veren beyaz menekşeler. Mor ve beyaz menekşeleri her yerde görmek mümkün.


Yaylanın içine doğru ilerledikçe orman ve yayla manzaraları yeşile gözünüzü doyuruyor. Yaylanın devamı Kirazli deresinin doğduğu yere varıyor. Daha önceki gezilerimde söz ettiğim Veysel Dayının yerine çıkıyor. Ancak zamana bakınca Veysel Dayının yerine gidip gelmek için çok da fazla zamanımızın kalmadığını görüyoruz.





Bu arada Biblo bol bol dere geçişi yaparak kendini ıslatmayı yine başardı. Hatta bir ara mola verdiğimizde Biblo titremeye bile başladı. Hemen yürüyüşe geçerek tekrar ısınmasını sağladım.


Yaylada içinde yürüyüşümüzü tamamladıktan sonra aracımıza dönmek için geri dönüyoruz.

17 Mayıs 2008

Kapıçınar, GüneyKöy

5.Mayıs Cumartesi günü bu sefer yayla, göl, dereden biraz uzak tutarak hep önünden geçip gittiğimiz farklı bir patikaya saptık. Türkiye'de güzelliklerin pek çoğu gizli kalmış durumda. Hepsi kendi başına ayrı bir güzel, ayrı bir hikaye barındırıyorlar. Yanından geçip gittiğimiz pek çok yeri görmüyoruz bile. İşte Güneyköy-Termal yolu da bunlardan birisi.

Yeşil Bursa'ya giderken pek çok gözden kaçan güzellik var. Bunlardan biri de Güneyköy'den Termal'e uzanan yol. Bu yola Yalova-Orhangazi arasından girmek mümkün. Yalova çıkışındaki tepenin en üst noktası varıldığından Yeşil-Mavi Yol levhasıyla beraber Güneyköy levhasını takip ederek keyifli bu yola girebiliyorsunuz.

Harita ve GPS İz kaydımız:

Güneyköy yoluna girmeden önce Bursa yolu üzerindeki tepe ilgimizi çekiyor. Bu tepede güneş ve bulutlar bile güzel manzaralar sunuyor. Biblo ile tepeden aşağı sonra yukarı doğru kısa bir yürüyüş yapıyoruz. Bu arada hemen güneş yönünde kalabalık bir leylek sürüsü hemen yakınımızda bulunan İznik gölü üzerinde inişe doğru geçiyorlar.


Biblo yine yürüyüş için mola verdiğimiz yerlerde ağaçları ve herşeyi koklamayı ihmal etmiyor. Arada sırada çimenlerde yuvarlanıyor, otlardan yiyiyor. Ardından bir koşturma ile çevremde mutluluktan tur atıyor.

Kısa yürüyüşümüzden sonra Güneyköy yoluna doğru gidiyoruz. Güneyköy'e doğru kısa bir yolculuk yaptıktan sonra Kurtköy'e gelmeden önce Kapıçınar levhasını görerek bu yöne doğru yöneliyoruz. Kapıçınar yolunu ağaçlar arasından yapılan bir yolculukla erişiliyor. Biblo arabımızın penceresinden kafasını çıkartarak kesintisiz izlemeyi ihmal etmiyor. Rüzgarn etkisi ile gözünü kısmasın diye oldukça yavaş aldık bu yolu. Yol kenarından akan ufak dere çevrede serinliğini hissettiyor ve rahat bir nefes alıyoruz.


Biblo ile Kapıçınar'a gelip aracımızı park ettikten sonra yürüyüşe başlıyoruz. Kapıçınar adı verilen çınar ağacı kovuğu kökten itibaren boşalmış. İçine rahatlıkla 7-8 kişi girebilecek büyüklükte bir ağaç. Ağacın içine güneş giremiyor. Ağacın içinde bu büyük çınarın dallarını ve yaprakları karanlıktan ışığa doğru güzel bir kare veriyor.


Ağaçtan ileri doğru giden patika yolu izleyerek orman için yürüyüş yaptık. Yürüyüş yolunumuzun hemen kenarından akan derenin sesi ise bize eşlik ediyor. Derenin akış yönünün tersine doğru oynaya oynaya ilerledikçe yeşillikler içinde kayboluyoruz. Zaman zaman güneşi ışınlarını görmek bile zorlaşıyor.



Kapıçınarda yürüyüşümüzden sonra Kurtköy'e doğru yola çıkıyoruz. Kurtköy'den de bir kare almayı unutmuyoruz. Köy'ün içine girmeden Termal'e doğru devam ediyoruz.

GPS'den Gökçedere barajına yaklaştığımızı görünce son bir tepe üzerinde yürüyüş için tekrar mola veriyoruz. Tepenin en üst noktasına varıp çevredeki yürüyüşümüzü tamamladıktan sonra yorgun düşüyoruz ve aşağı doğru inmeye başlıyoruz. Çevreyi daha iyi seyir yapacağımız bir yerde Biblo durup çevreyi dinleniyoruz. Sonra güneşten rahatsız olup serin gölgesini bize sunan ağaçın altında hem kuş sesleri ile dinleniyoruz.

Yolu devam ettiğimizde Gökçedere barajı ile karşılaşıp artık yolumuzun tamamlandığını görüyoruz. Termal üzerinden eve dönerken, Biblo feribota kadar camdan çevreyi seyretmeye devam etti. Feribotta ise yerinde duramayan Biblo ile feribot sefamızı yaparak İstanbul'a dönerek gezimizi tamamlaıyoruz.

14 Mayıs 2008

Denizli Göleti


4 Mayıs Pazar günü hava belirsiz. Ne ben ne de Biblo'nun evde kalmaya niyeti var. Meteoroloji hava yağmurlu diyor. Karabulutlardan zaten belli. Biblo yerinde duramıyor. Bizde daha yakın olan Hacıllı Köyünden geçen Göksu Deresini ziyaret edelim, dere kenarında yağmurda yağsa yürüyüş yaparız diye yola koyulduk. Ağva sınırları içinde bulunan Göksu'ya defalarca gittik. Bu seferki planımız Göksu deresinden daha yukarı Dikenli köyüne doğru yürümek.
Yolumuzu Ballıkayalar üstünden Demirciler köyünden doğru belirledik. Ancak Demirciler köyünü henüz geçtikki yağmur başladı. Önce yavaş yavaş sonra iyice bastırınca planı iptal ettik. Bu durumda hemen yakınımızda olan Denizli Göletine doğru yöneldik. Denizli Göleti geçen sene bir kaç gelmiş ama yazın geldiğim manzara beni üzmüştü. Kuraklığın yaşandığı 2007 yazında Denizli Göleti neredeyse yok olmuştu. Çok çılız beslenen göl neredeyse tamamen kurumuştu. Öyleki sular 50-100 metre geriye çekilip çok küçük bir alanda su kalmıştı.

Haritamız:

Neyseki ilkbaharda bu manzara yok. Denizli Göleti dolu hatta fazla sular bentin oradan akıyor. Denizli Göleti çevresi daha çok piknikçiler tarafından ziyaret ediliyor. Maalesef çevresi çok temiz değil. Ağırlıklı olarak piknikçilerin çöpleri ile dolu. Burayı sevip, sürekli gelip birde kirletme mantığını anlamıyorum. Özellikle yazın sadece çöpler değil, ses kirliliği de son derece fazla oluyor. Doğanın sessizliğini, kuşların cıvıltısını engelleyen 1-2 Km kareye yayın yapan araçlardan yükselen müziği anlamak ise hiç mümkün değil. Bu yüzden yaz aylarında buradan da uzak duruyorum.
Denizli göletinin çevresinde balık avlayanlara da rastlamak mümkün. Sanırım sazan veya çıkıyordur. Ama yazın o kadar çok olta atan görebiliyorsunuz ki, yakında balık kalmaz.
Denizli göletine ilk önce tepeden bakıyoruz. Bu arada yağmurun hafiflemesini araç içinde bekliyoruz. Yanımda yağmurluk var ancak Biblo dışarı çıksa sırılsıklam olacak. Yağmur hafifleyince göletin yanına iniyoruz.

Biblo Hn hemen araçtan fırlayarak çamur deryasında yürümeye başladı.

Su bendinin üzerinden geçtikten sonra toprak yoldan ilerliyoruz. GPS'den gördüğümüz kadarıyla bu yol Darlık barajına kadar gidiyor. Bu yolda 7 Km kadar toprak yolda ilerledikten sonra geri dönüyoruz. Bu yol offroad için keyifli olabilecek bir yol.



Yürüyüş yapmak için Biblo ile çayırlık alana doğru gidiyoruz. Buradan gölete tepeden bakma fırsatını yakalıyoruz. Önce tepeye doğru sonra aşağı inerek ileri doğru yürüyüş yaparak geri dönüyoruz. Biblo ince ince yağan yağmurdan ıslandığı için çok uzun yürüyemiyoruz ve araçımıza binerek eve geri dönüş yolculuğuna başlıyoruz.

20 Nisan 2008

İnönü-Ercuva Yaylası


Pazar günü sabah oldu. Ne yapsak bir yandan yapılacak işler diğer bir yandan da hava güzel, içim içime sığmıyor. Hemen yapılacak işlerin üzerine eğilerek saat 13:00'ye kadar önemli işlerimi hallettim. Nuray'da hızla hazırlanarak daima hazır olan sırt çantamızı kaparak yönümüzü İnönü yaylasına doğru çevirdik. Nasıl bir heyecan bu...İçimden umarım İnönü yaylası yolunda, Menekşe yaylasında olduğu gibi bir sorunla karşılaşmayım diye umut ediyorum. Geçen sefer fırtınadan yola yıkılan bir ağaç yolumuzu kesmiş Menekşe yaylasına ulaşmak mümkün olmamıştı.
İnönü Yaylasına ulaşım ummuduğum gibi olmadı. Tepecik köyünden başlayan toprak yolu gayet rahat bir şekilde aldım. Bu yol 10.7 KM sürüyor. Orman içinde toprak zeminde alınan yol emniyet açısından 4x4 araçlar için daha uygun. Suzuki Vitaramız bizi hiç zorlamadan yolları almamızı sağlıyor.

Gezi Künyesi:

Toplam Km: 277 KM
Durak Yerleri: İnönü Yaylası-Ercuva Yaylası-Çilekli Köyü
İnönü Yaylası Rakımı: 1052 metre
Ercuva Yaylası Rakımı: 1118 metre
Yol Bilgisi: Tepecik köyünden sonra 10.7 KM toprak yol


Son ziyaretimi Biblo ile Aralık 2007'de yapmıştık. O zaman hava soğuk ve derenin su seviyesi zeminle aynı şekilde akıyordu. Şimdi gittiğimizde ise derenin su seviyesi daha aşağıda ve su debisi yavaşlamış. Burasıda diğer yaylalar da olduğu gibi her yeri çiğdem ve yayla çiçekleri kaplamış durumda. Geç çıkan geç varır sonucunda saat 15:00 gibi ancak yaylaya varabildik. Önce yaylanın sonuna kadar gidip bir çevreye göz attıktan sonra geçen gelişimizdeki yerde durmaya karar verdik.

Hemen kendimizi yaylanın kucağına çimenlerin üzerine attık. Biblo durur mu? bir o yana bir bu yana koşturmaya başladı. Sonra yuvarlanmalar, suyun tadına bakmaca ve en sonunda da otlama. Nedendir bilmem Biblo bu sefer fazla ot yedi. Dere kenarındaki otlara bayılıyor. Rahat 10 dakika boyunca ot yemeye devam etti. Önceleri tedirgin olurdum ama herhangibir bir yan etkisini görmeyince artık rahat bırakıyorum.


Yaylanı dört bir yanında beyaz ve sarı yayla çiçeklerini ve eflatun çiğdemleri görmek mümkün.

İnönü yaylasının ilk ziyaretçileri gelmeye başlamız. Dört eve yayla ev sahipleri şimdiden hafta sonu ziyareti için gelmişler. Yaylanın sonunda ise motosikletli kalabalık bir grup gördük. Onlarda motosiklet ve doğanın keyfini çıkartıyorlar. Motosikleti sevmeme rağmen motosikletlerin sürekli çıkartıkları motor sesleri, bu sessizliği bozduğu için çok da hoşuma gitmiyor.

İnönü yaylasını fotoğraflarken Ercuva yaylası tarafından gelen offroad araçları dikkati çekti. Acaba tanıdık varmı diye bakarken konvoyun sonundan bir araç durarak "O Biblo mu?" diye sordu..Hemen yanlarına gittim. Gezenbilir'den tanıdığım iki arkadaş çıktılar. İlk defa karşılıklı bir araya geliyorduk. Kısa bir sohbet ettik, sonra ayrılarak diğer araçları takip ettiler. Doğa severlerle doğada karşılaşmak çok keyif verici.

İnönü yaylasının uzun bir yayla. Yayla köknar ağaçları ile çevrelenmiş. Yaylanın ortasından yol geçerken, batı kısmında da kıvrıla kıvrıla dere geçiyor. Bu dere Serindere'yi besleyen kollardna biri. GPS'den gördüğüm kadarıyla Serindere'nin büyük bir kolu hemen tepenin arkasından geçiyor ama oraya yürümeye çok zaman yok.

İnönü yaylasından kareler:

İnönü yaylasında 2 saat kadar kaldıktan sonra Ercuva yaylasına doğru yola çıkıyoruz. Ercuva yaylası İnönü yaylasına göre daha yüksekte yer alıyor. İki yayla arasındaki mesafe yaklaşık 3 KM. Aslında zaman olsa aracı burada bırakıp yürümek büyük keyif verirdi. Ercuva yaylasına geçişimizi her iki yanınızda yüksek köknar ağaçları eşliğinden yapıyoruz. Enfes bir orman yolculuğu sonrasında Ercuva yaylasına geliyoruz.

Ercuva yaylası, İnönü yaylası kadar önü açık bir yayla değil. Büyük bir yayla ama ara ara yer alan ağaçlarla görüş açınız İnönü yaylası kadar uzun değil. Ercuva yaylasında kısa bir mola verip doğanın seslerini dinliyoruz. Saatlerimiz 18:00'i gösterdiğinde ise "yola çıkma vakti geldi" kararını verip toparlanıyoruz.



Geri dönüş yolumuzu Çilekli Köyü üzerinde mi yoksa geriye doğru yapsak tereddütümüz var. Çilekli Köyü'ne doğru yola çıkıyoruz ancak yolun çok uzayacağını düşünerek geldiğimiz yoldan geri dönmeye karar verdik. Sonra yolda karşıdan gelen bir araçı görünce yol vermek için sağa yanaştım. Araçlar yanyan gelince kır saçlı sevimli bir bey kendini tanıtarak söze girişti. Hasan Bey Pamukova'nın yerlisi ve emekli öğretmenmiş. Bizi Çilekli köyünden gitmeye ikna etti. Çilekli Köyü'ne kadar onu takip ederek Çilekli Göletinin yanında geldik. Oralarda kendine yeni bir yayla evi inşa etmiş. Hemen yanı başındaki çilek tarlalarını gösteriyor ve bir anısını anlatarak hoş sohbete girişiyoruz.

Çilekli Köyü 800 metre rakımda büyük bir yayla içinde yer alıyor. Buraya Çilekli Köyü yaylası diyorlar. Çilek yetişmesine açıkcası şaşırdım ama tarlalaların arasında geçerken her yerin çilek olduğunu görüyoruz. Çilek tarlaları damlama sulama teknolojisi ile sulanıyor. Hem daha fazla verim hemde daha kolay şekilde sulandıklarından söz ediyorlar. Çilekli Göletinin mazisi ise iki senelik. Gölet'in kendi içinde su kaynağı varmış ve aynı zamanda bir dere de göleti besliyormuş. Çilekli köyü'ndeki verimli tarlaların sulaması buradan yapılıyormuş.

Çilekli Göleti:

Çilekli Köyü:

Ercuva yaylasından Çilekli Köyü'ne varan yoldan aldığımız bir fotoğraf:

Çilekli köyünden Pamukova'ya inen yol asfalt. Virajlı bu yoldan inerken Pamukova'nın o geniş ovasına tepeden seyrederek Adapazarı-Bilecik yoluna iniyoruz. Aslında buradan yolu oldukça uzaktık. Yaklaşık 70 KM kadar yolu uzattık. Eğer Ercuva'dan geri dönmüş olsaydık yaklaşık 32 KM sonra TEM'e çıkacaktık.

Sudüşen Şelalesi


15.Mart'da işim gereği Bursa'ya gittim. İşim erken bitince erken dönüş yaptım. Yalova tarafına yaklaşınca baktım vaktim var. Hadi bir Su düşen'i ziyaret edeyim dedim. Su Düşen şelalesini en son Mayıs 2007'de ziyaret etmiştim. Asıl merak ettiğim şelalenin bu aylardaki görüntüsü.
Bilgiler:
Yalova Kavşaktan Uzaklık: 14 Km
Rakım: 260 metre
Haritamız:
Termal'e geldikten sonra Üvezpınar Mahallesinden yaklaşık 12 Km uzaklıkta olan bu Şelale'nin yolu oldukça virajlı ama düzgün. Termal'e hemen gelmeden Gökçedere barajını görebiliyorsunuz. Gökçedere barajının su seviyesi diğer barajlarda olduğu gibi oldukça azalmıştı. Şimdi ise karların erimesi ile gayet iyi durumda görünüyor.

Normal binek araçların da gidebileceği bir yol. Su Düşen şelalesine inen yola kolaylıkla eriştim, ancak şelaleye erişmek o kadar da kolay olmadı. Normalde hatırladığım kadarıyla burada bir ufak bir tahta köprü vardı. Ancak bu sefer o tahta köprü yok. Sanırım sulara kapılarak gitti. Allah'tan hazırlıklı çıkmışım. Yanımda botlarım var. Botları giydim. Ancak botların kurtaracağı bir durum yok. Suyun en sığ yeri neredeyse dizlerimi kadar geliyor. Öyle ıslanmaktan falan korkmam ama dağ bayır modunda da değilim. Neyse dereye girdim ve ummuduğum gibi su derenin ortasında dizlerime yakın seviyeye kadar geldi.


Bu ufak ıslanmadan sonra Şelale'nin yanına gelebildim. Şelale ve ben yapayalnızız..Oturdum kayalarn üstüne şöyle biraz şelaleyi seyrettim. Sonrada karelerimi almaya başladım.

Erikli Yaylasında Papatya Denizi


Cumartesi günü Güzeldere Şelalesi ziyaretimizden sonra 14.Nisan Pazar günü Erikli Şelalesi tarafına gitmeyi tercih ettik. Son gittiğimizde kimsecikler yokken havanın ısınması ile gerek yürüyüş grupları gerek piknikçiler yavaş yavaş yaylaya çıkmaya başlamışlar. Tek değişim bu değil..Havaları hızla ısınması ile 23.Mart'ta geldiğimde Erikli Şelalesinin beslediği deredeki su seviyesi azalmış olacak ki bir kolunu besleyemez hale gelmiş. Normalde araçla dere içinden geçip yaylanın yukarı başlangıç noktasına giderdik. Ancak şimdi kurumuş yataktan geçerek istediğimiz noktaya geldik.

Güzeldere şelale gezimize Nuray, Ersin ve Esra'da ile hep birlikte yapmıştık. Ertesi gün Erikli Şelalesi ziyaretine karar verdikten sonra Cumartesi akşamı bizim evde hep beraber kalıp sabahleyin hep beraber Erikli Yaylası yolunu tuttuk. Erikli Yaylasında her yeri papatyalar kaplamış. Papatları bir yandan az ezerek yol almaya çalışsakda, bunda çok başarılı olduğumuzu söylemek zor. Hava oldukça sıcak bu yüzden kendimizi dere yatağı yanında bir yere attık.
Derenin akış hızı yavaşlamış ve sığlaşmış. Bende bunu fırsat bilip dere içine girerek bir kaç kare fotoğraf aldım bu güzel dereden.
Biraz dinlenip eğlendikden ve karnımızı doyurduuktan sonra yaylanın diğer ucuna doğru yürüyüşe geçtik. Yaylanın bitiminde giden patika öyle güzelki bu patikadan çıkmak istemiyoruz. Ancak her şeyde olduğu gibi bununda bir sonu var.

15 Nisan 2008

Güzeldere Şelalesi

Şelaleler ziyaretimiz mevsimi kaçırmadan devam ediyor. Aslında geç bile kalındı diyebilirim. Bu sene yağışlar iyi ama havaların bu kadar hızlı ısınması karların da hızlı erimesini sağladı. Geçen gittiğim Erikli Şelalesinin derenin suyu öyle azalmıştı ki, bir kolu şu anda kurumuş bile durumda.

Bu hafta yeşil Düzce'nin Güzeldere Şelalesini ziyaret ettik. İstanbul'da (Tuzla) 159 KM uzaklıkta olan Düzce'den TEM kavşağından sonra 28 KM keyifli bir yolla Güzeldere Şelalesine erişilebiliniyor. TEM'den Düzce sapağından çıktıktan sonra Gölyaka tarafına dönülerek ve levhalar izlenerek Güzeldere Şelalesine erişmek mümkün.

Düzce TEM Kavşağından sonraki Harita:


Gezi Künyesi:

Tarih: 12.Nisan.2008
Mesafe: 189 KM (İstanbul-Düzce TEM Gişeler: 159 KM, TEM'den Şelale : 28 KM)
Rakım: 618 metre
Şelale Yüksekliği: 120 metre

Güzeldere Şelalesine erişmek için TEM gişelerden sonra 28 KM yol alınıyor ama bu yolu bol bol seyirle geçiyor. Yukarı tırmandıkça Efteni Gölü'nün tamamına hakim bir manzara sizi karşılıyor. Ancak asıl etkileyici olan derin ve yüksek vadiden kıvrımlarla ilerleyen yol. Burası da Doğu Karadeniz'in yerleşimini görmek mümkün. Zaten yöre haklının ağırlıklı Gümüşhane'li olduğu söyleniyor. Özellikle tırmanış yolundaki yüksek vadi manzarası görülmeye değer.

Sonunda yol bizi Güzeldere şelalesine inilecek çayırlığa getiriyor. Aslında ilk gördüğüm manzara beni üzüyor. Burası aslında klasik mesire alanı. Anlayacağınız hani doğa ile başbaşa kalayım diyebileceğiniz bir yer değil. Ancak çevrenin temizliği, bakımlı olması bir nebze bunu hafifletiyor. Sonuçta güzel bir piknik alanı.



Girişte görevli giriş ücreti olan 5 YTL'yi alıyor ve çöp poşetini elinize tutuşturuyor. Aslında tebrik etmek lazım. Çok anlamlı bir mesaj veriliyor. Akşamleyin konaklamak için 5 tane ahşap yapı bulunuyor. Gecelik ücreti 125 YTL. Fiyat çok ekonomik değil ama 6 kişi kalınan bu ahşap yapılarda bir aile kaldığı zaman ekonomik duruma gelebiliyor. Çayırlık alanın girişinde birde Restaurant bulunuyor. Yiyecek, içecek ihtiyacınızı buradan giderebilirsiniz. Yanınızda su getirmenize ise gerek yok. Pek çok çeşmeden içimi güzel su akıyor.

Güzeldere şelalesine ulaşmak için çayırlıktan 81 metre aşağı inen yolu takip etmek gerekiyor. Aşağı inerken iniş kolay ama dönüş yolunu yavaş yavaş almak gerekiyor.

Şelale yolundan bir kare:
Şelale'nin sesini dinlemeye çalışıyorum ama sesi çokda güçlü gelmiyor önceleri. Bu ağaç yoğunluğunda suyun sesi kesiliyor. Çevrede köpekleri görünce Biblo'nun tasmasını takmanın önlemli olacağını düşünüyorum. Bu sefer koştura koştura yoldan ilerliyemiyor.
Güzeldere Şelalesi iniş yolunda görmeye başlıyoruz. Bu noktadan itibaren şelale suyunun 120 metreden dökülüşünü izlenebiliyor.



Şelalenin serinliğini ve yağmurunu hissetmek için en aşağıya şelalenin yanına inmek gerekiyor. İniş yolundaki sıcak ve yoğun oksijenden sonra şelalenin verdiği serinlik rahat bir nefes almamızı sağlıyor. Biblo ise bu noktada geri dönelim moduna giriyor. Fotoğraflarımızı çektikten sonra fazla oyalanmadan geri dönüşe başlıyoruz.

Güzeldere Şelalesi güçlü bir şelale değil, ancak tül tül akışı ve yüksekliği etkileyici. Şelaleye iniş yolu ise gözümüzün yeşile doymasını sağlıyor. Çayırlık alan ise piknik için ideal ama doğa ile başbaşa sessizlik içinde dinlenmek isteyenler için çok da uygun değil.

Şelale'nin hemen yukarısında yaylalar yer alıyor. Ancak yola henüz dozer'in girmediği ve kötü olduğu uyarısını alınca denemekten vazgeçiyoruz. Bu yaylaları bir sonraki bu tarafa yolculuğumuzda ziyaret etmek üzere İstanbul'a dönüş yolculuğuna geçiyoruz.