23 Mart 2008

Erikli Şelalesi ve Yaylası


Yine yoğun geçen bir haftanın Cumartesi gününe geldik. Ancak uykuyu özlemişim sanırım sabah geç kalkabildim. Aslında bugün gezelim mi , yoksa dinlenelim mi diye çelişkide kaldım. Sonra şehir havasında dinlenmemi olurmuş. Şelalelerin çoştuğu bu aylarda hemen karşımızda Yalova-Teşvikiye köyü üstünde bulunan Erikli Şelalesine oradan da Erikli Yaylasına gidip dinleniriz diyerek saat 11:00 gibi Biblo ile yola çıktık. Biblo bu saate kalınca umutsuzluğa bürünüp somurtmaya bile başlamıştı. Yola koyulunca bu somurtkanlıktan eser kalmadı elbette. Feribot'a binmemiz, Teşvikiye Köyü'ne ulaşmamız 12:30'u buldu..

Gezi Künyesi:
Tarih: 22 Mart 2008 (11:00-20:30)
Gezi KM (Gidiş-Dönüş) : 152 KM (Eskihisar'dan Feribotla geçiş yapıldığı takdirde)
Durak Yerleri: Erikli Şelalesi (Çift Şelaleler) - Erikli Yaylası - Delmece Yaylası


GPS Kayıtları:
En Yüksek Rakım: 719 metre - Delmece Yaylası
Şelale Rakımı: 480 Metre
Toplam Yürüyüş : Yaklaşık 9 KM

Haritamız:

Bu aylara Şelale ayları diyorum. Çünkü kar suları eriyip akarsuları bunun sonucunda da şelalelerin su akış miktarının en yükseğe ulaştığı aylar. Çoğu zaman yazın ziyaret edilen şelalelerin asıl güzellikleri kaçırılıyor aslında. Geçen yaz gittiğimiz Erikli Şelalesi ile şu andaki arasındaki farkı aşağıda gösterdim. Tavsiyem bu aylarda derelerin çoştuğu, şelalerin büyük gürültü ile aktığı bu ayları kaçırmayın. Haziran ayından sonra suyun akış miktarı ve hızı azalmakta.

Şelale'nin 21 Temmuz 2007'de çektiğim fotoğrafı:

Şelale'nin bulunduğu yola giriyoruz. İn-cin top oynuyor. Bölgede sadece ben ve Biblo var. Aslında sevinmiyor da değilim..Şelale yolunda pek çok su kaynağı kuru yürümemizi engelliyor. Ağır ağır ama keyifli bir yürüyüşle Şelalenin merdivenlerine doğru geliyoruz. Biblo bu arada patilerini ıslatan su kaynaklarına hiç takılmıyor. Aslında bu tür küçük sular hoşuna bile gidiyor. Merdivenlerin başından şelalenin büyük gürültüsünü duyuyoruz. Biblo bu aşamadan sonra biraz tereddüt ediyor ama beni de izlemekten çekinmiyor. Nasıl olsa babacım beni korur diyordur.

Buraya çifte şelale demelerinin bir sebebide alt ve üst şelale olmak üzere iki tane şelalenin olması. Alt şelaleyi ummuduğum gibi gürül gürül şelale ile karşılaşıyorum. Bu şelale ağaçtan yapılmış iki seyir balkonundan izlenebiliyor. Ama şelale bu haldeyken ıslanmamakda elde değil.

Aşağı Şelale:Biblo ve Şelale'nin bir fotoğrafı:
Şelale'nin bir kaç fotoğrafı daha:

Biblo burada bulunmaktan hoşlanmayınca geri dönüşe doğru geçiyoruz.


Araçımızın yanına gittikten sonra orada biraz dinleniyor ve karnımızı doyuruyoruz. Sonrasında ise hemen aşağımızda bulunan Erikli Yaylasına gittik. Yayla'nın yukarıdan görüntüsü gözlerimizi şenlendiriyor. Bembeyaz çicek açmış meyve ağaçları ve yeşil çam ağaçları enfes bir görüntü sunuyor bizlere. Yanlarına gitmek can atıyoruz.

Yaylanın girişine aracımızı park ettikten sonra ben sırt çantamı hazırlarken Biblo yola koyuldu bile.

Yaylada gezindikten sonra çimlere kendimi atıyorum. Ancak Biblo yaylada keşife devam ediyor. Sonra o da bana katılarak yatıyor. Burada 1 saat yatıp kuşları, rüzgarı ve temiz havayı teneffüs ediyoruz.


Hafta içi yağışlardan dolayı yaylanın pek çok yeri su altında. Dinlendiğimiz yere giderken her iki botumda tamamen çamura gömülürken paçalarımda tamamen çamur oluyor. Biblo'nun ayakları tamame çamur içinde kalıyor. Neyseki Biblo şanşlı, pati ve ayaklarını derede yıkıyoruz.

Baharın işaretçisi olan çiçekler sadece ağaçlarda değil. Papatyalar, çiğdemler ve adını bilmediğim renk renk pek çok çiçek yeşil çimenleri süslüyor.


Erikli yaylasında 2 saat'i aşkın bir süre kaldık. Sonrasında Delmece yaylasına doğru yola koyulduk. Erikli Yaylası ile Delmece yaylası arasınındaki mesafeyi tam olarak ölçmedim ama sanırım 10 KM. Delmece yaylasına çıkış yoluda bir o kadar keyifli. Yolumuz üzerinde Küçük Dipsiz Göl ile Büyük Dipsiz Göl bulunuyor. Her iki gölüde aslında sevmiyorum. Daha önceki gelişlerimde de gölde fazla kalmadan hemen yola koyulmuştum. Nedeni ise gölün renginin berrak olmaması. Zaten bunlar balcık gölleri. Yaz, kış renkleri çamur renginde.

Küçük Dipsiz Göl Büyük dipsiz göl.
Yolumuzun üstünde onlarca küçük şelale bulunuyor. İşte bazıları:
Bu şelale ise yolumuzun üstünden geçiyor.
Geze geze gittiğimiz yolun sonunda Delmece Yaylasına varıyoruz. GPS cihazımıza baktığımızda deniz seviyesinden 719 metre yukarı olduğumuzu görüyoruz. Hava Erikli Yaylasına göre daha serin olduğu için bu sefer montumu giyerek yürüyüşe başlıyoruz. Aracımızı hemen Delmece Yaylası girişine park edip, yaylanın diğer ucuna doğru yürüyüşe başlıyoruz. Biblo burayı da çok seviyor. Biblo'nun zaten kriteri bol bol çimen, açık alan ve su olacak. Su derken dere, göl veya büyük su birikintileri olabilir. Biblo Hanım hemen koşturmaya başlıyor. Özellikle sulak çimen alanlar favorisi. Yaylada yazın kullanılan çok sayıda yayla evi bulunuyor. Yaylada yine yalnızız sanıryoruz ama ileride iki araç daha görüyoruz. Bunun dışında yaylada kimse bulunmuyor. Tüm yayla evleri haliyle boş. 2007 Haziran'da geldiğimde ise yayla evlerinde yerleşim başlamıştı.
Delmece yaylasında ise 45 dakikalık yürüyüş yaptıktan sonra güneşin kaybolması ile eve dönüş yolcuğuluğumuz başladı. Biblo ilk önceleri çevreyi pencereden izlerken, günün yorgunluğu ile uyumaya başladı. Eve geldiğimizde önce enerjik görünen Biblo neredeyse tüm akşam uyudu.

Bu gezimiz bol çimenli, düzlük alanlarda ve sulak çimlerde geçtiğinden Biblo'nun 10 üzerinden 10 vermesine sebep oldu. Ne kadar bacaklarımda ufaktan ağrı hissediyorsamda, enerji dolarak yeni haftaya hazır hale geldim.

Pazar günü tekrar gezeriz diye düşünüyordum ama havanın çok bulutlu olması ve puslu olmasından dolayı ayrıca bir gezi yapmadık ama Biblo'yla beraber Tuzla sahilde yürüyüşümüşü yaparak enerjimizi attık. Biblo şu saatlerde halen uyumakta ve gelecek hafta yapacağımız geziye enerji toplamakta.

11 Mart 2008

Su Uçtu Şelalesi - MustafaKemalPaşa

8 Mart günü havanında güzel olmasından faydalanarak erkenden yola çıktık. Bu geziye de Biblo katılamadı. Gezinin uzunluğu ve motosikletle yol alacağımızdan dolayı Biblo'yu geziye dahil etmedim. Ertuğ ile yaptığımız bu geziyi motosikletlerimizle yaptık.

Gezi hakkında
Gezi Tarihi: 8-9 Mart 2008
Varış Noktası: Su uçtu şelalesi - MustafaKemalPaşa
Toplam KM: 386 KM

Harita:


Su uçtu şelalesinin bu mevsimdeki görüntüsü


Suuçtu şelalesi 38 metreden yüksekliğinde. Sonrasında ise dereyi pek çok ufak su kaynağı besliyor ve MustafaKemalPaşa çayı ile birleşiyor. Yol üstünde Ulubat gölüde gezilip görülecek yerler arasında.

Bu mevsime şelalaer mevsimi diyorum. Yazın bu şelalerin akışı yavaşlıyor veya kuruyor asıl güzellilerini kaybediyorlar. Eğer buraları yaza bırakırsanız bu güzel görüntülerden mahrum kalabilirsiniz. Mayıs sonuna kalmayın. Özellikle Su Uçtu şelalesine bakarsak en geç Nisan sonu diyebiliriz. Lakin bu bölgede çok yüksek dağlar yok. Kar suları eriyince suyun debisi oldukça azalacaktır.

Su düşen çevresi mesire yeri olarak düzenlenmiş. GPS'imde rakımı 464 metre olarak gösteriyor. Mustafakemalpaşa'ya uzaklığı ise 17 KM. Hani Balıkkesir üzerinden İzmir'e doğru gidecek olursanız uğramadan geçmeyin.

Mustafakemalpaşa ünlü Peynir Tatlası yada diğer adı Kemalpaşa tatlası ile ünlü. Şehir merkezinde Güvenal'da bu tatlıyı yemeden gitmeyin. Öyle kurutulupda şerbetle yapılan Kemalpaşa tatlılarına hiç benzemiyor. Tadı damağınızda kalıyor. Ayrıca sabahları dolup taşan MaviKöşe'de Kelle çorbası için. Aman masalarda sunulan pul biberlere dikkat. Oldukça açılar. Öyle hemen kaşıklayıp çorbanıza koymayın. Yöre halkı son derece misafirperver. Öyle turist muamelesi yapmadan sizi sıkmadan ilgileniyorlar. Sanki onlardan biriymişsiniz gibi.

Mustafakemalpaşa'ya vardıktan hemen sonra hiç oyalanmadan Su Uçtu'ya gidiyoruz. Yol virajlı ama asfalt. Gayet rahat bir şekilde Su uçtu'ya ulaşılıyor. Hemen Şelale'nin sesi kulağınızı dolduruyor. İlk baharın bu ilk günlerinde henüz ağaçlar yeşermemiş. Güneş bu yüzden bizi ısıtıyor. Ama yazın buraların serin olduğu söyleniyor. Sık ağaç yapısında yeşeren ağaçlar güneşe geçit vermezken ve soğuk suyla birlikte yazın burayı serin kılacaktır.

Şelalenin kendisi ve çevreside oldukça güzel doğa manzaraları sunuyor. Bu mevsimde şelaleye yaklaşmak demek ıslanmak anlamına geliyor. 38 metreden dökülen suların çıkartığı su tanecikleri üzerinizi sırılsıklam yapmaya yetiyor. Eğer yakınına gidilecekse yağmurluk ve kaymaz botlar gerekiyor. Ayaklarımda motosiklet botlarım olduğundan kaygan zeminde ilerlemek pek mümkün olmadığından şelaleye çok fazla yaklaşmak mümkün olmuyor.

Offroad içinde güzel ara yollar var. Su uçtu şelalesinden inerken hemen solda toprak yol ayrımı var. 8 Km sonra Alabalık tesisine çıkılıyor. Yol tam offroadluk. Normal araçlar için zorlayıcı yerler var.

Yan kollara bulunan ufak derelerde güzel görüntüler oluşturuyor.


Su Uçtu şelalesinin hemen aşağısında da küçük şelaleler güzel manzaralar oluşturuyor.
Su Uçtu şelalesine farklı bir açıdan bakış.

Yolculuğumuzu benim Yamaha XT600 ve Ertuğ'nun 200cc'lik cross'u ile yaptık. Gezerek görerek gittiğimiz gezinin hem yolu hemde sonucu oldukça tatmin edici oldu.

Cumartesi akşamı Güvenal'da enfes peynir tatlısı yedikten sonra, Pazar sabahı Maviköşe'de kelle çorbalarımızı içerek İstanbul dönüşüne başladık. Bu haftada Türkiye'min güzelliklerin Su Uçtu'yu bu şekilde ziyaret etmiş olduk.

6 Mart 2008

Poyrazlar Gölü

İlk defa Biblosuz bir geziyi yayınlıyorum. Cumartesi günü Sakarya'da iş toplantım var. Havanında güzelliğinden de faydalanarak bugün motosikletim Yamaha XT600 ile gitmeye karar verdim. Toplantı saatim 10:30.. Saat 14:000 gibi toplantı sona erdiğinde Poyrazlar Gölü'ne uğrayayım istedim. Hem çalışayım hemde kafa dinleyeyim istedim. Ama hep içimden keşke Biblo'da olsaydı diye geçirmedim değil.

Poyrazlar piknikçilerin az olduğu dönemde pek çok kez geldiğim bir yer. Sevdiğim bu göl aslında Sakarya çevresi için popüler bir mesire yeri.. Tabi ben o popüler zamanlarda gelmediğim yer. Poyrazlar gölü kendi kaynağından beslenen göl. Göl içinde yaban ördekleri, altın sazan balıkları var. Göl henüz çok kirlenmemiş vaziyetti. Eğer benim gibi sakinliği seviyorsanız Ekim-Nisan ayları buraya gelmelisiniz. Pazar günü'de tercih olmamalı. Motosiklet için giriş ücreti 3 YTL. Ama dilerseniz karşı kıyıda kamp kuracaksanız, burası ücretsiz.

Poyrazlar Gölü'nde yaban ördeklerinin eşliğinde 2 saat dinlendikten sonra eve dönüş yolculuğuna başladım. Eve geldiğimde Biblo evde yalnızlığından dolayı ağladı...Kızımı bu hafta iyi bir gezi yapacağım.

İşte bir kaç foto





10 Şubat 2008

Aytepe'de Kar Yürüyüşü

Cumartesi günü çalışmakla geçti. Fakat akşam üstüne doğru fark ettim ki, hafiften şifayı kapmışım. Bu yüzden Pazar günü gezi konusunda tereddütüm doğdu. Ancak akşam sevgili çoçukluk arkadaşım ile konuşurken yarın kısada olsa bir gezi yapalım, karlı dağlara gidelim istedik. Karlı tepeler diyince aklıma ilk gelen yer sıkça gittiğimiz yine Aytepe oldu.

Biblo her nedense bugün durgun. Evden bile çok çıkmak istemedi... Neyseki arabaya binince gezi havasına girdi. 55 Dakika sonra Aytepe eteklerindeki Yuvacık barajına vararak gezi başlangıç noktamıza gelince her zamanki gibi barajın su seviyesine baktım. Ancak hiç bir değişiklik yok. Baraj su seviyesinde bir iyileşme yok. Hatta neredeyse kötüleşme var diyebilirim.

Geçen sefer Tepecik köyüne geldiğimizde karla ilk karşılaşmamız 700 metre civarında olmuştu. Ama bu sefer 500 rakımda kar iyice görünmeye başladı. İlk durağımız Muhtar'ın yeri. Orada çayımızla birlikte sohbetten sonra yola koyulduk.

Yolda durup bir kaç kare fotoğraf aldıktan sonra yolumuza aynen devam...

İlk durduğumuz yerde hemen Biblo da aşağı inerek karın keyfini çıkartmaya başlıyor.

Etrafın sisli olması ve kardan dolayı her zaman girdiğim toprak yol yerine başka bir yola yanlışla saptık. Bu yol Veysel Amca'nın yerine gidiyormuş. Önce şanşımıza sisli hava var derken, sonrasında sisli havada hoşumuza gidiyor. Araçımızı park ettikten sonra yürüyüşe başlıyoruz. Tabi yine her zamanki gibi Biblo önden biz arkadan.


Hava o kadar güzelki.. Üşümüyoruz. Her yer karlarla kaplı. Özellikle ağaçların karla örtülmüş bembeyaz halleri keyif almamıza yetiyor. Bir ara durup bu ortam içinde Murat'la sohbet ediyoruz.

Özellikle aşağı yürürken zorlanıyoruz. Malum benim burunlar tıkalı. Balık gibi ağzım açık nefes alıyorum. Murat'ın ise diz kapaklarında sorun var. Bu yüzden yürüşümüşü kısa kesip tekrar geri dönüyoruz.

Yukarı araçımızı bıraktığımız yere gelince ince bir havlama sesi bizi karşıladı. Bu ses nereden geliyor derken, hemen yolun sağında ufaklığı gördüm. Biblo'ya bakarak havlıyor ama bir o kadarda çekiniyor. Gel ısrarımız ve Biblo'nunda ona havlaması ile yanımıza geldi miniklik.


Adını bilmediğimiz ufaklığı biraz yemek ödülü vererek Aytepe'den inişimiz başladı. Aşağıda inerken biraz zayıf bir umutla geçen sefer gördüğümüz buz sarkıtlarını olduğu kayalığa gittik. Ancak havanın yumuşaklığından kayadan duvar üstüne hiç bir buz sarkıtı kalmamış. Ama köprünün altından akan dereyi fotoğraflamayı bu sefer ihmal etmedim.

Yuvacık barajının sonunda hep gördüğümüz "Mahir'in Yeri" yere hep uğramadan geçerdim. Ya giderken biran önce tepelere gitme hevesimden yada dönerken az vaktim kaldığımdan bir türlü uğramadım. Neyse bu sefer hemen dere kenarında kurulan bu güzel yere giriyoruz. Murat sobanın kenarından yerini aldıktan sonra bizde Biblo ile dere kenarında ufak bir gezinti yapıyoruz. Bu dere üzerinde toplamda üç tane un değirmeni var. Genellikle mısır unu yapıyorlarmış. Suyun akış hızı ile çalışan bu değirmenler halen faal.


İki değirmen uzakta görünüyor.
Dönüşte alabalık havuzuna bakmak için havuz kenarına yanaştım. Bu arada derede doğal alabalık varmı derken, çoçuklar "Havuza atladı" diye bağırdılar. Ben kim atladı derken bir baktım bizim Biblo yine suya dayanamamış havuza atlamış..Eee bu sefer acele yok dedim ve bir iki kare fotoğrafını çektim. Balıkları mı merak etti acaba ? Tabi sonrasında hemen içeri girerek elbisesini çıkardık. Biblo'nun bu su merakı umarım bir gün başıma iş açmaz. Doğal suya bayılıyor hanım efendi Banyo'ya gelince kaçacak yer arıyor.

Murat'la karnımızı doyuruptan sonra gazetelerimizi okurken Biblo benim montum içinde uyuklamaya başladı bile. Soba ateşinde pişen çayımızı da içtikten sonra eve dönüş yolculuğuna geçerek bu haftaki gezimizi de tamamladık.

4 Şubat 2008

Güre (Kazdağları Etekleri)

Cuma günü Bursa'da işim olunca hemen hafta sonu için alternatif gezi planı yapmaya başladım. Baktım Kazdağlarına yaklaşıyoruz, o zaman ne zamandır gitmek istediğimiz Kazdağlarına karar kıldık. Böyle olunca Biblo'da Bursa'ya geldi. Maalesef işler bitinceye kadar arabada beklemek zorunda kaldı. Elbette sabah gezisi ve toplantı sonrasında ihtiyaç molası gezileri yaparak arabada bekledi.

Geziyi Nuray ve Biblo ile başladık. Sonrasında ise Serhat'ı 3 saatte gelirsin diye kandırarak Güre'ye kadar getirdik. Tabi ki rekor kırarak 430 KM'yi, 4.5 saatte geldi...

Bursa'da işimiz bitince Cuma akşamı konaklayacağımız Zeytinbağı Butik Oteline doğru yol aldık. Zeytinbağı Edremit ile Altınoluk arasındaki Güre'nin çıkışındaki Çamlıbel Köyü içinde yer alıyor. Zeytinbağı gerek yemekleri gerek mimarisi ile özgün bir yer. Zeytinbağı'nın kurucuları ise Erhan Bey ile sanatçı Tuncel Kurtiz. O akşam tek misafirleri bizdik. Kazdağlarının yaban otları ile önden soğuklar epey ilgimizi çekti. En çok değişik gelen çilek soslu pancar köküydü. Sonrasında gelen Kılıç balığı şişi ise damağımızda kalan son lezzet oldu.

Otelde toplamda 8 oda var. Odalardan 6 tanesi taş duvarlardan yapılmış köy mimarisine sahip. Odaların yataklarından tavanlarına kadar olan mimari geleneksellik baz alınarak döşenmiş. Gerek mimari gerek Kazdağlarının havası bizleri büyüledi. Erhan Bey bahçesinin arka bölümünün hiç bir köşesini boş bırakmamış. Bir bölümünde yemekleri hazırladığı otları yetiştiriyor. Aşağı tarafdaki küçük ama bereketli meyve ağaçlarından ise meyve fışkırıyor. 3 Tane minik kivi ağacından yılda 1800 tane kivi alıyorlarmış. Greyfurt ağaçlarının dalları ise meyveleriyle dolu.

Biblo ortamı elbette çok sevdi. Erhan Bey'in kızı Elif ile Biblo iyi anlaştılar. Sabah kalktığımızda Biblo sürekli onunla tüm oteli gezip durdu.

Zeytinbağı hakkında daha detaylı bilgiye http://www.zeytinbagi.com/ web sitesinden erişilebiliniyor.





Kardeşim Serhat yere düşen enfes greyfurt ile poz verirken :

Zeytinbağından ayrıldıktan sonra Kazdağlarına doğru olan su kaynaklarını görelim istedik.Erhan Bey'in tarifi ile Sutüven şelalesi ve Hasan Boğuldu göletine gittik. Zeytinbahçeleri içinde offroad şeklinde gittiğimiz yolun aslında asfalt bir alternatifi olduğunu şelaleye gidince farkına vardık. Araç sevdiği yoldan gitti sanırım.

Sutüven şelalesi Şelalenin aşağısında Biblo kayaların üzerinde zorla poz verirken;
Sonrasında kısa bir yürüyüşle şelalenin yukarısında bulunan Hasan Boğuldu göletine gidiyoruz. Orada kayaların üstünde suyun sesi ile dinlenerek keyif yapıyoruz.

Biz otururken Bibloyu montumun içine alıyorum. Biblo Serhat'a bakarken:
Sonrasında ise bir sonraki kalacağımız Altınoluk'un ilerisinde bulunan Küçükkuyu'daki Carpe Diem bungalow evlerine gidiyoruz. Buranında tek misafiri bizdik, neyseki akşam bir kişi daha geldi. Sezon sonu olduğu için kendi yemek malzelerimizi ve içeceklerimizi kendimiz aldık. Cüneyt'in misafirperverliği ile güzel zaman geçirdik. İşletme sahibi Alp Bey'le, Sibel Hn'ın acil bir iş için İstanbul'da olduklarından tanışma fırsatı bulamadık ama Alp Bey telefonda da olsa oldukça yardımcı oldu. Cüneyt onların misafirperverliğini aratmayacak şekilde bizlerle ilgilendi. Carpe Diem ile ilgili detaylı bilgi için: http://www.carpediembungalow.com/



Carpe Diem'de rahat bir konaklama yaptıktan sonra Pazar sabahı Asos'a doğru yöneldik. Zeytin ağaçları arasında gittiğimiz yol üstüne tepe bakışı yaptığımız Kadırga Koyu'nunda geride bırakarak Asos'a gidiyoruz.


Asos'a Athena Tapınağı ziyaretimizde Biblo iyice kendi özgürlüğü ilan ederek kendi başına gezmeye başladı.

Sonrasında Asos Antik Liman'a ve oteller bölgesine indik. Yöre halkının sıcak ilgisi önce bizi karşıladı. Ancak sular altında kalan antik limanı bu güneş ışığından göremeyeceğimizi anlayınca bizde çevreyi dolaşmaya başladık. Kendimi denize atlamamak için zor tuttum. Dalış kıyafetlerim yanımda olsaydı kesin suya girmiştim.

Hava kararmaya başlamadan bizde dönüş yolunu tuttuk. 6 saatlik bir yolculuk ile evimize geldiğimizde Biblo yorgunluktan bitkin halde hemen sepetine uzantı ve hiç kıpırdamadan yattı.


Güreden akşam üstünü karelemeyi de ihmal etmedim:
Bu aylarda tatil yörelerinin keyfine doyum olmuyor. Sessiz, sakin, kafa dinlemek için çok güzel zamanlar. Yazları sezon açıldığında bu tür yerlerden uzak duruyorum. Kalabalık hem Biblo hemde benim için yeterince yorucu oluyor.

Bu keşif gezimizde nerelerde kalınır, ne kadar sürede gelinir, Kazdağlarına doğru yapılacak gezilerimizde nerelere gidebiliriz az çok bunları gördük ve dinlendik.