8 Nisan 2007

Güney-Doğu Marmara turumuz (İzmit-İznik-Yalova)

Bugün yaklaşık olarak 12 saat süren ve 197 KM yol aldığımız turumuzdan söz edeceğiz. Daha önceden bugün için Yuvacık barajı ve Aytepe vardı. Amacımız hem baraj gölünü görmek hemde Aytepe'de karla buluşmaktı. Amacımızdan saparak 80 KM zorlu dağ yollarında gittik. Ama çok iyi bir geziydi.

Gezimiz neden güzeldi. Tamamen yalnızdık, maceralıydı, sincap, vahşi kuş, kaplumbağa gibi vahşi hayvanlarla karşılaştık. Karda yürüdük, yaylada koştuk. Göl kenarlarında dinlendik, derelerden suyumuzu içtik. (Suyumuz bitti de...)

Önce gezi yolumuzun haritası. Normalde gittiğimiz yerlerde yol yok. Toprak ve patika yol var. Bu yollar normal arabayla gidilmez. Bazı yerleri arabayla geçmek için 4x4 veya bizim yaptığımız gibi motor olması şart. Tam tedarikli gitmek şart. Çünkü yakınlarda yerleşim birimi yok ve cep telefonu hiç çekmiyor.

Özetlersek İzmit'den İznik'e olan yolculuğumuzun tümü dağlardan ve ara yollardan gerçekleşti.

İlk durağımız Yuvacık barajı.




Sonra Aytepe'ye doğru yola çıkıyoruz. Pek çok güzel manzara geçiyoruz ama çok azını fotoğraflıyabiliyoruz.


Servetiye Köyü'ne varınca kahvaltımızı yapıyoruz. 5 YTL'ye kahvaltımızı yapıyoruz ama kahvaltıyı çok beğenmiyoruz. Kahvaltı eleştiri ve önerimizi yaptıktan sonra ayrılıyoruz.
Sonra Aytepe'nin Karlı yollarına varıyoruz.






Bir ara motorumuz elektrik arızası meydana geldi. Neyseki tedarikliydik ve yedek sigorta ile sorunu çözdük.

Sonra Menekşe yaylasını olduğunu sandığımız yaylaya vardık. Ama yaylanın ilk etabında önce karnımızı doyurduk.

Aslında Aytepe ile bu arası son derece maceralı geçti. Önce farklı bir yola saptık. Orada düştük. Biblo'yu refleksle yol kenarına fırlattıktan sonra kendimi motordan aşağıya attım. Motor'un gidonu yamuldu. Zor bela düzelttikten sonra yolumuza devam ettik. Bu arada dalların arasında geçtik, sulara girdik, ıslandık. Çok ama çok keyifliydi..

Biblo burada yuvarlandı. Defalarca nasıl yuvarlandığını görmek lazım. Vee ot yedi.. Ot yemesine ikinci kez sahit oluyorum. Valla her şey öyle güzeldiydiki ben bile yiyecektim az kalsın.


Sol aşağıdaki ufak nokta biblo :) Bende çayırlara yattım biraz dinlendim. Biblocuk baktı ben yatıyorum o da geldi hemen yanıma uzandı. Sessizlik içinde serin havada güneş içimizi ısıtırken rüzgarın sesini ve onlarca kuşun ötüşünü dinledik.

Koşturup yuvarlandıktan sonra geldi biraz dinlendi. Bende bu arada ateşi ve sucukları hazır ettim.




Sucukları biblo ekmekleri ben yedim. Şaka bir yana tam tamına kardeş payı yaptık.

Sonra asıl büyük yaylaya gittik. Burası da çok güzeldi.




Bir ara vahşi bir kuş bağıra bağıra (sesi çok güzeldi...Aynen filmlerdeki kartal sesleri gibi..) üstümüzde uçtu. Biblo'yu tavşan sandı sanırım. Ama ben kocaman bir "yerim seniiiii" dedim o zaman kaçtı :)



Yine deliler gibi koşuyoruz.. Birde zemin sulu olunca kim tutar Biblo'yu?



Yayladan ayrılıyoruz ve bir kaç köy geçtiten sonra Elmalı köyü sapağında İznik'e doğru yola çıkıyoruz. Yol o kadar güzelki, ara bir duruyoruz. Biblo'yu her yerde indiremiyorum maalesef. Çünkü güneş batmadan Yalova'da olmamız lazım...Hemen fotoğrafımız çekip yola devam ediyoruz.




Sonunda ufukta İznik gölünü görüyoruz. Muhteşem manzara fotoğrafımıza yansımıyor.



Çoban amca'dan yol tarifimizi alıyoruz. Bu arada kısa ama keyifli de bir sohbet yapıyoruz.



Sonunda İznik'e geldik.




İznik'ten ayrılıyoruz.


Sonunda Yalova feribotu'a 19:45 gibi varıyoruz. 20:15 Feribotu ile İstanbul'a dönüş yapıyoruz.

27 Mart 2007

Sülükgöl'ün suyundan tatdık

Pazar günü hasta olmama rağmen Biblo'ya söz verdiğim Sülükgöl'e doğru yola çıktık. Bizimki her zamanki gibi süper enerjik vaziyette yolu seyrederek yolculuğunu geçiridi.


Sülüklügöl Tem'den Adapazarı'nı geçince Akyazı gişelerinden giriyorsunuz. Sonra Dokurca levhasını görünceye kadar devam. Dokurca levhasından sonra da köyde sorun hemen anlatırlar.

1300 metre yükseklikte olan gölde sülük yok. 1976 yılında gölü gören birisi Alabalık'ları salmış.. Alabalık bu durur mu? Çoğalmışlar ve sülüklerin hepsini bitirmişler. Kısacası adı var ama kendisi yok. Göl doluyken en derin yeri 34 metreymiş. Çevrede pek çok yabani hayvanda olduğu söyleniyor. Yazın kesin çadır kampı yapmaya geleceğiz..

Tırmanışa geçtik ancak bir süre sonra yolda çamurlu bir bölüme gelince riski göze almayıp arabamızı aşağıda bıraktık. Sırt çantamızıda alarak yola yaya devam ettik. İyiki de öyle yapmışız. Kesinlikle bu yol yürünmeli. Kenardan akan dere, küçük gölcükler anlatılmayacak güzellikteler.


Biblo küçük dereyi aşıyor.



Hasta hasta göle ulaşmak zor oldu. Ama gördüğüm manzara karşısında hastalık falan kalmadı. Hemen bu resmi çektiğim yerin arkasında ahşap kulübede çay yapılıyor. 2 YTL'ye bir demlik çay içebiliyorsunuz.




Göl kenarında çimenlere yayılmış yatarken yağmur yağmaya başladı. Hasta olmasam yatmaya devam edeceğim ama maalesef kalkıyorum ve son göl fotoğrafımı çekiyorum.


Bu resmin sonrasında hemen arkamızda bulunan ahşap kulübeye gidip çayımızı içtik. İçimizi ısıttı. Sonra gölün diğer tarafına doğru yürürken kar yağışı başladı. Tabi Biblo iyice ıslandı.


Biblo Hn kar görünce hemen değerlendirdi.. Çılgınlar gibi koşmaya başladı.. Ne yapsın küresel ısınmaya o da üzüldü.. Bu kış hiç kar göremedik.

ve dönüş yolculuğundayız. Biblo kar ve yağmurdan ıslanmış halde geri dönüyor. Her zamanki gibi arabada giderken ve akşamleyin uyudu durdu...


Ballıkaya 2

Ancak yayınlıyoruz. Biblo bu sefer naz yaparak bazı yerlerde kucak istedi, sonra bende almıyorum diye inat ettim. Baktı olmayacak yine keçi gibi her yere tırmandı.

Büyük şelale...